Günaydın,
Bugün 21 Ağustos, cuma.
ACT’in bir kavramı da “kabul” ama bu kelime çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Kabul etmek, “sorun yok” demek değil. Pes etmek de değil. Kabul, bir duyguyla savaşmayı bırakmak demek onunla aynı odada durabilmek, onu kovmaya çalışmadan.
Şunu fark ettim geçenlerde: kaygı hissettiğimde ilk refleksim onu itmek oluyor. “Bunu hissetmemeliyim,” “sakin olmalıyım,” diye kendimi zorluyorum. Ama tuhaf bir şekilde, bir duyguyu itmeye çalıştıkça o duygu büyüyor sanki daha çok yer kaplamak istiyor.
Psikolojide buna “deneyimsel kaçınma” deniyor istemediğimiz duygu, düşünce ya da hisleri uzaklaştırmaya çalışma eğilimi. Kısa vadede rahatlatıcı gelse de, uzun vadede tam tersi etki yapıyor: duyguyla mücadele, o duyguyu besliyor.
Kabul ise farklı bir yol öneriyor: duyguyu hissettiği yerde bırakmak. “Şu an kaygılıyım” demek, “kaygılı olmamalıyım” demekten çok farklı bir yer. Birincisi bir gözlem, ikincisi bir savaş ilanı.
Bugün deneyebileceğiniz küçük bir şey: rahatsız edici bir duygu geldiğinde, onu kovmaya çalışmadan sadece adlandırmak olabilir. “Şu an içimde bir kaygı var” ya da “şu an bir üzüntü hissediyorum.” Sadece bu itmeden, açıklamadan, düzeltmeden.
Ben bugün bunu deneyeceğim, özellikle tez sürecinin getirdiği o tanıdık gerginlikle karşılaştığımda.
İyi ki buradasınız.
Sevgiyle,
Selin
Not: Bu paylaşım bilgilendirme amaçlıdır, terapi ya da profesyonel destek yerine geçmez. Zorlandığınız bir konu varsa bir uzmana danışmanızı öneririm.


